Müsvetde Kelimeler Duvarı...

Müsvetde Kelimeler Duvarı...

bazen susar bazen coşar, kendin bilmez, aciz kalem (yazıları bir arada toparlama amaçlıdır.)

........

1/9/2009
Kategori: eskidenkalma


Susuyorsun dedi...

Bir de gülümsüyorsun...

Sesin içindeki huzur şarkısını söylerken,

Sen O'nu susturuyorsun!

Bir de...,

gülümsüyorsun!

''Dost!''dedim

Fazla söze ne hacet?

Allah'tan gayrı her cümle faniyken ve birşey ifade etmeye yetmezken...

Susmak istiyorum,yüreğim yettiğince...

yapamıyorum...

Semra Spaces
R.Betül Çetin
  Eylül 2008

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Satırlardan Sadırlara Dökülenler...

27/8/2009



Bir gün cennete kabul edilirsek, derdim Nihade'ye, ömrüm, orada bir nar ağacının altında buluşalım olur mu? sf 119
 
Ben ki aklımla kalbim, kelamımla halim arasındayım sf 198
 
Oyuncak bir bebeğin yüzünde asılı duran bir gülümseme gibi donup kaldı çilekeş yüzünün orta yerinde acıyla gülümsemesi sf35 Nazan Bekiroğlu
 
Demek ki böyle, bazı kitaplar, okunmalarının  üzerinden kaç yıl geçerse geçsin, arada, sıkkın zamanlarda, tekrar açılıp bir kaç satır dahi olsa okunmak için kitaplığın ön saflarını paylaşıyorlar. 
 
''Allah bir kimseye ancak gücünün yettiği ölçüde sorumluluk yükler''.Bu ne hoş bir lütuf ve nimettir!Eğer bir görevin mutlak bir mükemmellik içerisilde yerine getirilmesi gerekseydi,insanın hali nice olurdu? Ama eğer herkesin kendi güç ve yeteneğine göre elinden yapması gerekirse, en az yetenekliler için bile bir kurtuluş ümidi var demektir. Muhammed Hamidullah /İslam Peygamberi sf133
 
Hayırlı Ramazanlarımız Olsun...

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Yol Şarkıları...

25/2/2009

 Mutluluktan uçtuğum da oldu, hüzünden kanatlar takıp yükseldiğim de...
Mutluluk bir havai fişek misaliydi, hızlıca yükseliyor, havada bir kaç saniye kalıyor ve sönüyordu.
Hüzün ellerinden bir defa tutmaya görsün, kıyamet sabahında kitabın sağından gelene kadar, kalbinin içinde konaklıyor.
Huzur; bu ikisinin arası bir şey olsa gerek. Arada yüz gösterse de cennet için saklanıyor...

R.Betül Çetin

Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

ÇANAKKALE'NİN FİLİSTİNLİ ŞEHİTLERİ...

6/2/2009

1915’te Çanakkale’ye Mehmetçiğe destek için gelen 500 Filistinli şu an Gelibolu’da yatıyor

Bugün, İsrail’in topraklarını işgal etmesine karşı mücadele eden Filistinliler, 1915 yılında da emperyalist devletlerin Çanakkale Boğazı’nı geçerek İstanbul’a ulaşma hayallerinin Boğazın karanlık sularına gömülmesinde önemli rol oynadı. O dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nun toprağı olan Filistin’de yaşayan ve içleri vatan sevgisi dolu herkes gibi hiç düşünmeden ailelerinden ve sevdiklerinden ayrılıp Gelibolu’ya koşan yaklaşık 500 Türk ve Arap askeri, vatan toprağı için canlarını hiçe sayarak, şehitlik mertebesine ulaştı. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Burhan Sayılır, 500’e yakın Filistinli askerden 88’inin Çanakkale Cephesi’nde şehit olduğunu, savaş süresince yaklaşık 400 askerin de dizanteri, zatürre, tifo gibi hastalıklar sebebiyle hayatını kaybettiğini ifade etti.


http://www.turkiyegazetesi.com/haberdetay.aspx?haberid=400169

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Gazze Ateş Altında!

4/1/2009






A
llah'ım! Ümmetin suskunluğunu sana şikayet ediyorum!"
Ben ki kocamış bir yaşlıyım. Kurumuş iki elim, ne kalem tutuyor ne de silah!
Sesimle yeri inletecek güçte bir hatip de değilim!
Ben ki saçları ağarmış, ömrünün son demlerinde, türlü hastalıkların yıktığı ve üzerinde zamanın belalarının estiği biriyim!
Tek isteğim benim gibi, Müslümanların zaaf ve aczinden müteessir olanların yazmasıdır!Siz ey Müslümanlar! Suskun ve aciz, helak olmuş ölüler!
Hâlâ kalpleriniz sızlamıyor mu, başımıza gelen bu acı felaketler karşısında?
Bir halk yok mu? Hiç mi kimse yok, Allah için ve ümmetin namusu için kızacak?Şerefli direnişçilerken, bizleri katil teröristler olarak ilan edenlere karşı duracak!Bu ümmet utanmaz mı, şerefi çiğnenirken?
Siyonist katilleri ve uluslararası işbirlikçilerini görmezden gelirken!
Omuzlarımıza el verecek ve göz yaşlarımızı silecek bir bakış!
Bu ümmetin kurumları, sivil güçleri, partileri, teşkilatları ve bariz şahsiyetleri, Allah için kızmaz mı!? Tümü birden sokaklara dökülüp, bizim için dua etmeye;
"Ey Rabbimiz! Gücümüzü topla, zaafımızı gider ve mümin kullarına yardım et!" diye çağıramaz mı!?
Buna da mı gücünüz yetmiyor!?
Yakında bizim büyük ölümlerimizi duyacaksınız, o zaman alınlarımızda şu yazılacak:"Bizler direndik! İleri atıldık ve kaçmadık!"

Ve bizimle birlikte çocuklarımız, kadınlarımız, yaşlılarımız ve gençlerimiz ölecek!Onları, bu suspus ve bön ümmete yakıt yapacağız!
Bizden, teslim olmamızı ve beyaz bayrak dikmemizi beklemeyin!
Çünkü biz, bunu yapsak da öleceğimizi biliyoruz. Bırakın savaşçı onuruyla ölelim!Dilerseniz bizimle olun, elinizden geldiğince, öcümüzü sizden her biri boynuna taksın!Dilerseniz bize acıyarak ölümümüzü izleyin!
Temennimiz, Allah'ın, emaneti savsaklayan herkesten kısas almasıdır!
Umarız bizim aleyhimize olmazsınız! Allah aşkına, bari aleyhimize olmayın!
Ey ümmetin liderleri, ey ümmetin halkları!"Allah'ım! Sana şikayette bulunuyorum… Sana şikayette bulunuyorum…Sana şikayette bulunuyorum…Gücümün azlığını, imkanımın yetersizliğini ve insanlara karşı zaafımı sana şikayet ediyorum…Sen mustazafların Rabbisin… Sen bizim Rabbimizsin… Bizi kime bırakıyorsun?…Bize cehennem olacak uzaklara mı? Veya düşmana mı?
Allah'ım! Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar, yıkılmış evler ve ifsad edilmiş ekinler aşkına sana şikayette bulunuyorum.
Sana şikayette bulunuyorum! Gücümüz dağıldı… Birliğimiz bozuldu… Yollarımız ayrıldı… Halkımızın zaafını ve ümmetimizin bize yardım edip, düşmanı yenmedeki aczini sana şikayet ediyoruz…"

Şeyh Ahmet Yasin 
  

ve yardıma devam... Gazze Türk halkından çok şey bekliyor!Onları ateş altında, aç susuz,ilaçsız ve duasız bırakmayalım!

 

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Hepsi Bu!

21/12/2008

21/12/2008

 

Kesildi nefesin, öldüğünü sandın.
İnansaydın öldüğüne,öyle kalsaydın…

Ölmek istiyor. Hep aynı kelimeler dudaklarında. Ölmek, ölmek ve ölmek! Demek ki insan böyle yaratılmış. Ölünce acılarının biteceğini zannediyor, acı çektikçe ölemiyor. Ölmek istedikçe, yaşamanın bir anlamı olduğunu fısıldarcasına, güneşin, hiç açmadığı perdeleri aralayıp, yeni günler getirdiğini seyrediyor.

Ne garip... Aptal mıyız biz? Sahi, biz hepimiz neyin peşindeyiz ki? Ölmek için mi yaşıyoruz sadece? Yani nasılsa öleceğiz diye mi? Peki ölünce ne oluyor? Neden gömüyoruz her sabah aynada defalarca seyretmeye doyamadığımız nadide yüzlerimizi? Neden bizimle dünyalı hiçbir şey gelmiyor?

Mezarlık soğuk bir yermiş, geceleri de ürkütürmüş biraz… Toprağın altı da pek sevimli sayılmazmış. Ama annem, bütün bunları bir oyundan bahsedercesine anlatmıştı bana. Yedi yaşında anlayabileceğim kadar basit, yirmi yaşında sorgulasam bile aynı sonuca varacağım kadar tarafsız… Korkulacak bir şey değilmiş ölüm. Güzelmiş. İnsanlar gidecekleri yerleri kendileri hazırlarlarmış. Doğrusu hiç şaşırmamıştım… Tıpkı dünyadaki gibi değil mi?Önce gece gündüz çalışıyoruz, çokça para kazanıp güzelce evler alıyoruz kendimize, sonra içlerini döşüyoruz. Ama sonra bırakıp gidiyoruz. Annem ''hayır’’ demişti, orda bırakıp gitmeyeceğiz, içinde huzurla yaşacağız.

Şimdi o sözler kulağımda.Her gece hesaplaşır ruhum gölgemle ve her hatada, sadece kendimi affettirmeden ölmekten korkarım. Ve en nihayet,bütün sorgularımdan ''af var'' deyip sıyrılır, koşar adım iyi bir iş ararım kendime, annesini kızdıran çocuk gibi... Kötülüğü unutturacak bir iyilik, arayıp bulmak için, ellerim ceplerimde, dudağımda utangaç duam, yola koyulurum.Sonra karanlık çökünce, sorarım yine ömrümden giden son günü, canımı acıtırım ve bazen bir kaç küçük tatlı ameli hatırlatır güldürürüm ruhumu. Sonra, bir gün daha dilerim,iyi bir insan olmak için…'' Bir gün daha, bir gün daha Allah’ım! Eğer uyanmama fırsat verirsen, yarın da güzel bir şeyler yapmak için çalışacağım! Ve kulaklarımı kapatıp gürültülerden şikayet eden gürültülere, güzel bir ses ortaya çıkaracağım!'' derim.

Ve sonra ''ya birgün daha yoksa?'' der yüreğim. Garip birşey kaplar içimi.Dünyadan ayrılmak mı? Hiç dert değil... Güzel bir yere gideceksek eğer ve hoşça karşılanacaksak neden korkalaım ki bundan? Düşünüp dururken, göğe yükselir kelimelerim...'' Yanına masum bir çocuk ruhuyla gelebilmeyi isterdim oysa… Ve ölmeden,bütün insanlara ellerindeki her nimetin gerçek sahibini arayıp bulmalarını ve O’na şükretmelerini söyleyebilmek isterdim. Sadece bu kadar… İyi bir kul olsaydım, belki insanlara söyleyecek kocaman kocaman, içi öğüt dolu cümlelerim de olurdu. Ama yok cümlelerim. İşte hepsi bu…

Ölümün buradaki hayatın bir devamı olduğunu da biliyorum. Tıpkı buradaki gibi devam edeceğini, yaptığımız her şeyin bizimle geleceğini biliyorum. Biraz korku var içimde biraz da ümit. Ceplerim kırıntı kırıntı iyiliklerden ibaret. Bir de birkaç küçük güzel işim var. Var demeye değerse eğer... Sonra kusurlarını görmezden gelmeni umduğum namazlarım, dilli dilsiz tutulmuş oruçlarım... Kısacası eksik bir sürü şey. Bilirsin, hepsi rahmetini bekler. Oraya geldiğimde dünyadan getirdiğim duaları sereceğim bahçelerine... Ve yaramaz bir çocuğun af bekleyen asude bakışlarıyla kalacağım şehrinde. Dünyada varlığını bildirerek huzura erdirdiğin ruhları, ebedi meskenlerinde ateşe atmazsın sen...

Sonra sustum. Kendimle konuşmam bitti. Ölmek isteyene döndüm. Ve arkamı dönüp gitmeden önce sitemli birkaç cümle sundum donuk yüreğine...'' Her ne kadar ölmek istesen de sen, ceplerin boş daha. Ceplerimiz boş! İnsan kendini yokken var kılanı sevmez mi? İnsan, sevdiğine eli boş gider mi hiç?''

İşte hepsi bu…
R.Betül Çetin
İlk olarak  18/10/2008  tarihinde cemaat.com'da yayınlanmıştır.

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Harf ve Hıçkırık...

1/11/2008


Yan yana koyduğum bir sürü harf yığını,
Düzgün bir cümle olmaya yetmiyor!
Ne iyi güneş doğuyor hala,  her sabah,
Oysa, bütün güzel şeyler, bir çocuğun gözyaşında yitiyor!
Yan yana koyduğum bir sürü harf yığını,
Yüreğimi söylemeye yetmiyor...

Bir savaş, bir yenilgi, bir yığın yalan!
Aniden kararıyor göğün yüzü,

Kavgalı bulutlar, arzı ıslatıyorlar hüzünleriyle.
Yavrusunu kaybetmiş bir anne çığlığı,
Bölüyor yeni dalınmış uykumu.
Yan yana koyduğum bir sürü harf yığını,
Bir çığlığı söylemeye yetmiyor...

İşte, bak şu yürüyen adamlara
Ve kadınların ıslak yüzlerine.
Yüreği yaşlanmış ''genç''leriz artık!
Bir hıçkırık gibiyiz, kocaman dünya, ve biz...
Çoğu zaman yutulan ve bir ses olmaya yetmeyen.
Uyuyan masalların içinde kalmış ''sevgileriz''

Gerçekle karışık kabuslar dünyası.

Kaç perde kaldı kıyamete Allah'ım?
Ya da toprağa kavuşacak kaç çocuk!
Toprağı öperken bir şehit alnı,
Hiç bir çığlık kelime olamazken,
Ve dua, yanık bir yürekten kopan, asırlık bir ''ah'' iken,
Yan yana koyduğum bir sürü harf yığını,
Bir cılız amin olmaya yetmiyor...
R.Betül Çetin

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Ve Hüznün Dili Olsaydı Şöyle Derdi ;

29/10/2008



Gögü karanlık bulutlar kapladı.Kalakaldığımız yerküre kan...
Şimdi, kanatlarımın uçlarına tutunan yetim çocuklar, sana gelebilmek için ağlarken...
Tek başıma uçamıyorum peygamber şehirlerine!Kanatlarını getir!
R.B.Ç

salat ve selam, en çok sevilene...

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Türkler Nasıl Müslüman oldu?

16/10/2008

Türkleri İslamiyet’e yakınlaştıran en önemli sebep, tevhid inancıdır.  Allah’ın birliği inancı Türklerde yaygın bir inançtı.Bunun yanı sıra Türkler, İslamiyet’ten öncede, ahiret, kaza ve kader, öldükten sonra dirilme,  kurban kesme inançlarına sahip bir kavimdiler.İslam dini ile Eski Türk inançları arasında benzerlikler vardı. Zina, eşcinsellik ve hırsızlık Eski Türk inanışlarında da yasaktı ve ağır ceza ile cezalandırılırdı.
TÜRKLER'İN MÜSLÜMAN ARAPLARLA KARŞILAŞMASI...
Türkler’in İslam dini ve müslüman Araplarla tanışmasına vesile olan "Talas Savaşı"nda Çin Ordusu karşısında zorlanan
Müslümanların yardımına Türk süvarileri yetişmiştir. .
Savaşı izleyen Karluk beyinin emriyle savaş alanına giren Türk süvarileri karşısında neye uğradıklarını şaşıran Çinliler Talas Savaşı’nda yenilgiye uğramışlardır. Talas savaşı Türklerin desteğiyle kazanılmıştır.(Not:Daha önceki dönemlerde de Abbasi ordusu içinde Türk kumandanlar vardı.)

 Bu savaşın sonucunda; -Orta Asya, Çinlilerin egemenliğine girmekten kurtulmuştur.

  • Türklerle Müslüman Araplar arasındaki ilişkiler iyileşmiş, savaşların yerini dostluklar almıştır.
    Türklerle Müslüman Araplar arasında ticari ilişkiler gelişmiştir.
  • Türkler kitleler halinde İslâmiyet’i kabul etmeye başlamıştır. Talas Savaşı Türk – İslâm tarihinin başlangıcı kabul edilmiştir.Ve Türklerin İslam’a girmesi İslamiyet’in ‘’dünya dini’’ olmasına vesile olmuştur.
  • Müslümanlı'ğı topluca kabul eden ilk Türk devleti Karahanlılar'dır.
    Not:
    Türkler, İslamiyet’i samimi olarak, kendi istekleriyle, hiçbir zorlama ve dış baskı olmaksızın kitle halinde kabul edince, tarihlerinin yeni bir devresine ayak basmış oluyorlardı… Türkler Müslüman olmak suretiyle Türklüklerini kemale erdirmiş, adeta tamamlamışlardı." (Yılmaz Öztuna, Türk Tarihinden Yapraklar, s.47)
  • Kaynaklar: (İ. Hami Danışmend, Türk Irkı Neden Müslüman Oldu, s.17),

 Derlemedir.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Yol Şarkısı

19/9/2008



Yollar,yollar ve yollar...
sonra düşünmeceler uzunca ''hiçbirşeyi''.
Başını cama dayayıp aydedeyi seyrederken,
hüzne selam deyip geçip gitmeler...
Yollar...
Güzeldirler ''kavuştukça''
ve uzaktırlar çekip giderken....

R.Betül Çetin

Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

yansımalar